TARİHİ TÜRK YURDU DOĞASI İLE GÜZEL ESKİPAZAR

Mithat UYANIK

ESKİPAZAR'DA ÇANAKKALE SAVAŞLARI VE BU GÜNKÜ CUMA HÜTBESİ

 BU CUMA HUTBELERİNİ BU ŞEKİLDEMİ DUYMUŞTUNUZ?

İLİ
       : GENEL

TARİH: 13.03.2015

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE…

Kardeşlerim!

Okuduğum ayet-i kerimede ve devamında Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine şunu müjdelemek isterler: Onlar için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. Ve yine onlara Allah’ın lütuf ve nimetini ve Allah’ın, müminlerin ecrini asla zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.”[1]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her şey kendisinin olsa bile dünyaya bir daha dönmeyi arzu etmez. Ancak şehit bunun dışındadır. O cennette gördüğü yüksek itibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehit olmayı ister.”[2]

Aziz Müminler!

Bundan tam 100 yıl önce Çanakkale’de bütün dünyaya karşı “Çanakkale geçilmez” diye bir destan yazıldı. Tarihte emsali az görülen bir zaferle düşman orduları bozguna uğratıldı. Allah yolunda, din, iman, millet, vatan, bayrak, hak, adalet, erdem, fazilet ve mukaddesât uğrunda Mehmetçiklerimiz kahramanca savaştılar. İ’lâ-yı kelimetullah için mücadele ettiler. Din-i Mübin-i İslâm için kanlarını ve canlarını feda ettiler. Şehadet şerbetini içtiler. En yüce mertebeye eriştiler. Tevhidi savundular. İslâm’ın izzet ve şerefini korudular. Müslümanların haysiyet ve onuruna halel getirmediler. Mabetlerimize namahrem eli değdirtmediler. Şehadetleri dinimizin temeli olan ezanlarımızı susturmadılar. Fakirlik, yokluk ve imkânsızlıklar içerisinde çarpıştılar, fakat hiçbir zaman geri çekilmediler. İman dolu göğüslerini siper ettiler, imanlarıyla, cesaretleriyle, fedakârlıklarıyla, Allah’ın inayet ve yardımıyla büyük bir zafer kazandılar. Çağdaş dünyaya da savaş ahlakını ve savaş hukukunu öğrettiler. Yeri geldiğinde yaralı düşman askerlerini sırtlarında taşıdılar, onlara kırbalarından su içirdiler. Savaş ortamında bile insanlığın ölmediğini bütün dünyaya gösterdiler.

Kardeşlerim!

Çanakkale, dağların, taşların şüheda gövdesine büründüğü diyardır. Çanakkale, karasıyla, deniziyle bir hilal uğruna nice güneşlerin battığı yerdir. Anadolu’nun her evinden, Rumeli’nin her bölgesinden, İslâm coğrafyasının her beldesinden; Şam’dan, Bağdat’tan, Filistin’den, Beyrut’tan, Kahire’den, Kosova’dan, Üsküp’ten, Saray-Bosna’dan son ehli salibin salvetini yıkmak için ölesiye kardeş olan şehitlerimizin memleketidir Çanakkale. Dilleri, kavimleri, ırkları, beldeleri farklı ancak imanları, idealleri, azimleri, gayeleri, niyetleri, duyguları bir olan, Mehmetçiklerin bir arada can verdiği mekândır Çanakkale. Cennetü’l-baki’ ve cennetü’l-mualla misâli, dünyanın en yüce, en ulvi, en mukaddes şehitliklerinden biridir Çanakkale.

Kıymetli Kardeşlerim!

Şehitler, bizim istikbalimizdir.“Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” düsturunca bu toprakları, bizlere, onlar vatan kıldılar. Onların ışığı yurdumuzu, milletimizi her daim aydınlatmaya devam edecektir. Millet olarak bugün bizlere düşen, şehitlerimizin aziz hatırasını ruh ve gönül dünyamızda yaşatmaktır. Onların uğruna canlarını verdikleri yüce değerlere sahip çıkmaktır. İhanet içinde olmamaktır. İstiklalimizi korumaktır. İstikbalimiz için çalışmaktır. Gelecek nesillerimizi Çanakkale ruhuyla yetiştirmektir. Her karış toprağı şehit kanıyla sulanmış bu toprakları hayırlı hizmetlerle imar etmektir.

Millet olarak hepimize düşen, Çanakkale’de medfun bulunan şehitlerimizin aziz ruhlarındaki muhabbet ve birlikteliği, genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle, doğusuyla batısıyla, kuzeyiyle güneyiyle yaşamaktır. Kardeşliğimizi, birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyenlere; aramıza fitne, fesat ve nifak tohumu ekmek isteyenlere asla fırsat vermemektir. Bugün de aynı iman, aynı gaye, aynı azim, aynı niyet, aynı duygulara sahip kardeşler topluluğu olarak barışı, huzuru, kardeşliği, adaleti, fazileti yeniden egemen kılmaktır. Unutmayalım ki, millet olarak tarihten ibret alıp Çanakkale ruhunu, birlik, beraberlik ve kardeşlik şuurunu diri tuttuğumuz müddetçe ulaşamayacağımız hiçbir hedef, başaramayacağımız hiçbir iş, üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir sorun yoktur. Yeter ki tefrikaya düşmeyelim. İstiklal Şairimiz Mehmet Akif, ne de güzel ifade etmiştir:

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez, Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”

Kardeşlerim!

Şu mübarek Cuma vaktinde, geliniz, hep birlikte Çanakkale’de omuz omuza çarpışan kardeşlerimizin şuurunu yüreklerimizde hissederek, geçmişte olduğu gibi gelecekte de birlikte olmayı dileyerek, Rabbimize şöyle yalvaralım:

“Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı mağfiret eyle! Ayaklarımızı yolunda sabit eyle! Kâfirler güruhuna karşı da bize yardım eyle!”[3]



[1] Âl-i İmrân, 3/169-171.

[2] Buhârî, Cihâd 21; Müslim, İmâre, 109.

[3]Âl-i İmrân, 3/147.

 

Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
18
Mart

Çanakkale Zaferi Ankara Müftülüğü

Yazan: admin  |  Kategori: Hutbeler  |  Okunma: 5.002 views

Vatan, bayrak, bağımsızlık gibi değerler, milletimiz nezdinde çok özel bir yere sahiptir. Hepimiz bu değerlere bağlı olmalı, gerektiğinde bunlar için malımızı, canımızı, her şeyimizi feda edebilmeliyiz. Nitekim dinimizde, kutsal değerler uğruna canını feda edenler “şehit” olarak nitelenmiştir.

Yüce Rabbimiz şehitler hakkında; “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar.”1 buyurmuştur. Efendimiz (s.a.s.) de: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra diriltilip yine öldürülmeyi, sonra diriltilip yine öldürülmeyi ne kadar çok isterdim.”2 buyurarak, şehitlik derecesinin yüceliğine işaret etmiştir.

         Değerli Kardeşlerim!

 Bizler kahramanlık örnekleri ve zaferlerle dolu bir tarihe sahibiz. Şüphesiz bu kahramanlık destanlarından biri de Çanakkale Zaferidir. Bu zaferin, milletimizin tarihini taçlandıran olaylar arasında, önemli bir yeri vardır.

Aziz Müslümanlar!

 Kurtuluş savaşımızın başkumandanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale’de askerimizin manevî gücünü şöyle anlatmaktadır: “Karşılıklı siperler arası sekiz metre, yani ölüm muhak­kak. Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulamayarak kâmilen düşüyor. İkinci siperdekiler onların yerine geçiyor. Fakat ne kadar gıpta edilecek itidal ve tevekkül ki, öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiçbir tereddüt bile göstermiyor, sarsılmak yok! Okuma bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilme­yenler kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, şâyân-ı hayret ve tek bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebesini ka­zandıran bu yüksek ruhtur.”

Bu mücadelede yurdun dört bir tarafından eli silah tutan vatan evladı görev almış, tek yürek ve yekvücut olarak savaşmıştır. Cephede inançlı bir asker, cephe gerisinde ise merhametli bir insan olmanın eşsiz örneklerini veren Mehmetçik, hastaya, hastaneye, silahsıza ve teslim olana ateş etmemiş, esire misafir muamelesi yapmıştır.

 

Değerli Müslümanlar!

  Bugün de, milletçe Çanakkale’de sergilenen bu inanç ve ruha, aynı beraberlik ve dayanışmaya ihtiyacımız olduğu açıktır. Çünkü Çanakkale ve benzeri zaferlerde şahlanan ruh, milletimizin mayasını oluşturan iman ve kardeşlik ruhudur. Bu ruh, dinin, vatanın, namusun, bayrağın, kısaca bizi biz yapan değerlerin en zor şartlarda bile feda edilemeyeceğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu ruhu yaşattığımız sürece, üstesinden gelemeyeceğimiz bir sorun kalmayacaktır. Milletimizin huzur ve bekası, bu inançla yetişmiş nesillere sahip olmakla mümkündür. Bunun için, gençlerimize Çanakkale destanının ardındaki bu ruhu anlatmalı ve yüce değerlerimizin kıymetini onlara öğretmeliyiz.

Bu vesileyle, bütün şehit ve gazilerimizi rahmet ve şükranla anıyor, ruhlarının şad olmasını Cenabı haktan temenni ediyoruz.

 Muhterem Müslümanlar!

Bildiğiniz gibi geçen hafta, öteden beri sıcak ve dostane ilişkiler içerisinde bulunduğumuz Japonya’da büyük bir tabii felaket yaşandı. Bu felaketin etkileri maalesef halen devam etmektedir. Alınan bütün tedbirlere rağmen yüzlerce insan hayatını kaybetti, binlerce insan ise yaralandı. İnsanlar, nice mağduriyet ve mahrumiyetler yaşadı. İnsanlık ailesi adına hakikaten acı, üzücü, düşündürücü, ibret ve ders verici nice tablolara hep birlikte tanık olduk.   Tabii afetler karşısında insanın ne derece çaresiz kaldığına tüm dünya şahit oldu.  Şüphesiz Yüce Kitabımıza göre insanoğlu dünya hayatında, sıkıntı, bela, musibet ve felaketlere maruz kalabilir. Bu olaylar hangi coğrafyada vuku bulursa bulsun ders çıkarıp tedbir almak, hem dini hem de insanî bir görevdir. Diğer taraftan felaketlerin açtığı yaraların tamiri de ancak insanlığın el birliği ile mümkündür. Bu itibarla hangi dine, hangi etnik kökene, hangi coğrafyaya ait olursa olsun tüm insanlığı ortak bir aile gibi gören Yüce Dinimizin öğretileri gereği Japon halkının acısını acımız, felaketini felaketimiz, sönen binlerce hayatı insanlık ailesinin kaybı olarak telakki ediyoruz. Geride kalan sahipsizler, öksüzler insanlık ailesinin yetim ve öksüzüdür. Bu vesileyle Japon halkına Millet olarak gönülden başsağlığı diliyor, Mevla’mızın tüm insanlığı bu tür felaketlerden korumasını niyaz ediyoruz.

 

Hazırlayan ve Redaksiyon:  D.İ.B. Hutbe Komisyonu

1-Al-i İmran, 3/169

  2-Buhari, Cihad 7 /2835

 

 Yazının Etiketleri  




Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam17
Toplam Ziyaret77046
Hava Durumu
Anlık
Yarın
17° 4°
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.87653.8921
Euro4.57284.5911