TARİHİ TÜRK YURDU DOĞASI İLE GÜZEL ESKİPAZAR

Mithat UYANIK

BAYKAL

       EEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEE

Fatih ERTÜRK
19/12/2012 10:15

“Utanmasalar Öcalan’ı Diyanet İşleri Başkanı Yapacaklar”

A+
A-

CHP’nin eski genel başkanı Deniz Baykal 2009 Nisan ayında açıklamıştı. “Açılım” projesinin Amerika’da “Atlantik Konseyi” adı altındaki derin bir yapılanma tarafından karara bağlandığını, bu proje çerçevesinde çift dilli bir sistem, PKK’ya genel af ve Abdullah Öcalan’ın önce ev hapsine alınacağını ardından da serbest kalacağını söylemişti. Şimdiye kadar AKP çok mesafe kaydetti ve sıra şimdi sonuncusuna geldi.

Baykal, o dönem sözlerine şöyle devam etmişti;

Kürt açılımı bir ABD projesidir. Bunun sonunda çatışma çıkar, kargaşa çıkar. Irak’ta ne çıktıysa Türkiye’de de o çıkar. Göreceksiniz yakında eğitim ve öğretim diyerek bize çift dilli bir yaşamı dayatacaklar. Terör bölmez ama dil böler. Ardından sırada genel af ve Öcalan'la müzakereyle serbest bırakılması gelecek”

Tabi Baykal’ın bu sözleri Wikileaks belgelerinde de yer aldığı gibi, anında, Amerika’ya bizdeki yerli ve orijinal Amerikalı CİA ajanlarınca Beyaz Saray ve Pentagon’a iletildi.  “Kürt Açılımına” karşı bu direnmenin bedeli çok ağır ödetildi. Deniz Baykal’ın siyaset etme tarzında bu kadar hedef durumda iken daha itinalı davranması ayrı bir tartışma konusu ama gerçek bu.

Eğer buna kehanet demeyeceksiniz, CHP‘nin başına Kılıçdaroğlu’nun geçeceği, Baykal’ın 2010′daki istifasından iki yıl önce 2008’de ABD raporunda yer aldı. Rapor; Amerikan Derin Devleti‘nin kontrolünde olduğu iddia edilen Johns Hopkins Üniversitesi‘ne bağlı Amerikan-İsveç merkezli Silkroad Enstitüsü tarafından hazırlanmış. Bu raporda; ABD’nin çıkarlarının bölgedeki Kürt nüfusun yoğunlukla yaşadığı Türkiye’deki bölgelerle Kuzey Irak’ın bir araya getirilip bağımsız bir Kürt devleti oluşturulmasından yana olduğu açıkça vurgulanıyor. Hatta temsili bir bölünmüş Türkiye haritası bile hazırlanmış.

Raporda bu konuda AKP’ye sonuna kadar güvenilebileceği belirtilirken, Türkiye’deki bu konuda en büyük engelin 1 Mart tezkeresi ile Amerikan çıkarlarına zarar veren CHP genel başkanı Deniz Baykal olduğu belirtiliyordu. Baykal’ın yerine; bölgedeki bu tür oluşuma daha sıcak bakabilecek, açılım konusunda sorun çıkarmayacak,  “Yeni Dünya Düzeni” ‘ne daha kolay uyum sağlayabilecek, biraz daha çok dilli, çok kimlikli yapıya yakın, daha solda bir isim getirilmesi yine böyle bir dönemde karara bağlanmıştır.

Ancak; ABD’nin bu planını uygulamaya koyarken, Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, o dönemde bundan haberdar olduğu ya da bunlarla işbirliği içinde davrandığını söylemek haksızlık olur. Bana göre; Kılıçdaroğlu’nun Cumhuriyet Halk Partisine genel başkan olması, önceden hazırlanmış bir projeden öteye, doğru tercih ve seçimlerle varılmış bir sonuçtur. Yani; Kemal Kılıçdaroğlu siyaseten kendi çabası ve birikimi doğrultusunda bir ivme kazanmış ve bir yerlere gelmiş, birileri de buna destek vererek siyaseten önünü açmıştır. yani Yanki deyimiyle "win+win".

Yoksa; Türkiye’de "Büyük Ortadoğu Projesinin" adım adım gerçekleştirildiği böyle bir dönemde, iktidarı, medyayı ve Türk Silahlı Kuvvetlerini dizayn eden böyle bir uluslararası emperyal gücün ana muhalefeti pas geçmesi çok akıllıca olmaz ve olmadı da.  

Aslında, Ortadoğunun yeniden şekillendirilmesi sırasında AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın yine ABD tarafından “ortak partner”  ve bir anlamda “taşeron” olarak seçilmesi sadece ABD’nin kendi çabalarıyla ilgili değildir. Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği siyaset mücadelesi ile kendisini halka kabul ettirmesi, kurduğu partiye seçtiği isimlerle de uluslararası bu çevrelerin güvenini kazanması ve hitabet yeteneği, İslamcı kişiliği de son derece önem taşımıştır. Tabi AKP'yikurduktan sonra seçimlere kadar 18 ayda 5 kez Amerika'ya gidip gelmesi ayrı bir konu.

Nitekim; ABD iktidara geldiği ilk anlarda Recep Tayyip Erdoğan konusunda tereddüde düşünce, Türkiye’deki ABD lobisinin en büyük destekçilerinden olan Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Cüneyt Zapsu'nun 2003'te Beyaz Saray’a giderek; “Başbakanımızı deliğe süpürüp atmayın. Daha işinize yarar” demesi -bu sözler Zapsu tarafından hiç bir zaman yalanlanmadı- aslında bu karşılıklı işbirliğinin ne kadar açık ve net olarak sürdüğünü de ortaya koymaktadır.

Aslında; hiç unutulmaması gereken bir olay şu, hiç bir devlet başka bir devletin dostu değildir. Devletlerin ve ülkelerin birbirleriyle sadece "çıkarlarına göre" ilişkileri vardır. Amerika için Türkiye'nin bütünlüğü, laik ve soyal bir hukuk devleti olup olmadığı hiç bir anlam taşımaz. Taşısaydı bugün ABD'nin en büyük müttefiki Suudi Arabistan olur muydu. Suudi petrollerinin yüzde 95'inin Amerikan şirketi  ARAMCO (Arap-Amerikan Coorperation) tarafından çıkarılması ABD'ye yetmiş ve artmıştır bile. Sıra dünya petrol rezervinin dörtte birinin, doğal gazın 5'te birinin bulunduğu Irak'a geldi. Yani, ABD AKP ve Başbakan Erdoğan'ı kullanacak, Erdoğan da kendi ülkesini istediği biçimde, istediği cumhuriyet şekliyle ve istediği İslami esas ve usulle yönetebilecekti. ABD'nin tek şartı; "El Kaide" benzeri radikal bir yönetim tarzı olmayacaktı.

Bunları niye anlatıyorum, bugün Türkiye’nin hızla sürüklendiği bölünme ve parçalanma tehdidine karşı, buna direnecek, karşı koyacak, en azından engellemek için kavga verecek bir Ulusal yapı ne yazık ki artık kalmamıştır. “Oslo görüşmeleri sürmeli”, “Anadilde eğitim tartışılmalı”, “Abdullah Öcalan’la müzakere edilmeli”, “Özerklik tartışılmalı” diyen Yeni CHP yönetiminden artık bu projenin tamamlanmasına bir itirazının olmasını beklemek biraz safdillik olur gibi geliyor bana.

AKP; başından beri bu ülkedeki en büyük din tüccarı ve din simsarıdır. 3 milyon resmi açın, 20 milyon yoksulun bulunduğu, ortalama eğitim süresinin 6,5 yılı aşamadığı,  Halkın yüzde 75’nin yatır ve türbelerde edilecek duaların yaşamlarını değiştireceğine ve değiştirdiğine inandığı bir ülkede yaşıyorsanız bu insanlar için dinin ne kadar önemli olduğunu anlayabilirsiniz.

Metropollerde yaşayanlar belki daha tam farkında değil ama Türkiye’de evinde bilgisayar bulunanların nüfusa oranı yüzde 37. Yani her 10 kişiden ancak 3’ü bilgisayarın farkında. Yine nüfusun yüzde 35’i her gün düzenli olarak internete giriyor. Yüzde 65'i hala yaşadığı dünyanın farkında değil. İsveç’te her 10 ailenin 9’unda bilgisayar var. Halkın yüzde 85’i de düzenli olarak her gün en az bir kez internete giriyor. Halkın yüzde 88'i üniversite mezunu. Krizdeki Yunanistan’da bile her 10 evin 7’sinde bilgisayar var.

Bedava, milyar dolarlık HES lisanları almak için peşpeşe şirketler kuran-Doğuş Enerji, Doğan Enerji, Park Enerji, Çalık Enerji- ve iktidarın adeta “emir eri” haline gelen medya patronlarının da halkın aydınlatılması ve bilgilendirilmesi yerine, sırf birkaç milyar dolar daha kazanabilmek uğruna; halkın yanıltılması, yönlendirilmesi, kurgulanması ve karartılması işlevini sürdürmesi, yani ülkesini satması da bu projenin bir devamıdır.

Peki, başına bu kadar çorap örülen halk bunun farkında değil mi. Neden, "bir durun bakalım" demiyor derseniz;

 Ülke vatandaşının  yüzde 63’ünün et ve balık yiyemediği –Devletin resmi istatistik kurumu TÜİK’in rakamlarına göre-  bir ülkede, bedava kömür ve makarna uğruna halkın böyle bir iktidara bile ölümüne destek vermesi kabul edilemese bile anlaşılmalıdır. TÜİK rakamlarına ve sendikaların açıkladığı istatistiklere göre bu ülkenin yüzde 65’i yoksulluk sınırında yaşamaktadır.

İşte bu tabloda; iktidar adım adım “Özerk Kürdistan”‘ın kurulması konusunda yoluna devam etmektedir. Bakmayın siz KCK tutuklamalarına, iktidarın KCK’dan rahatsızlığı bu oluşumun, Türkiye’den koparılacak topraklarda kurulacak bağımsız Kürdistan’ın parlamentosu olma niteliğinden dolayı değil, sadece AKP iktidarının kendi kontrolünde olmamasından dolayıdır.

Yoksa; bir yandan KCK operasyonları yapacaksınız diğer yandan ise KCK’nın resmi başkanı olan Abdullah Öcalan’la oturup müzakere adı altında ülkenin belki de bölünmesi konusunda pazarlık yapacaksınız. Buna kimseyi inandıramazsınız.

Şimdi AKP iktidarı, yine bu inançlarına bağlı ama eğitimi yetersiz, biraz fazla saf bu halkı kandırmak için son bir adım daha atıyor. Ellerinde;  bebeklerin, çocukların ve kadınların kanı bulunan 35 bin kişinin katili Abdullah Öcalan’ı şirin göstermek için “Müslüman Abdullah”  portresi çizilmeye  başlanıyor. Çünkü sırada Öcalan'a özgürlük var.

Devletin koca Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 35 bin kişinin katiline; “Öcalan gençlik hayalleri olan ve namaz kılan biriydi” diyerek terörist başını şirin göstermekte hiç sakınca görmüyor. Halk arasında bir laf vardır; “Şeyh uçmaz, Mürit uçurur” diye. Buna bir destek de, oturduğu dairede ayakkabılarını kapısının önünde çıkarıp bütün komşularıyla kavga eden, dini bütün eski Merkez Bankası başkanı Durmuş Yılmaz'dan geldi. Yılmaz, lise arkadaşı Öcalan’ın; “Namaz kılan, mütevazi, çekingen ve pasif biri" olduğunu söyledi.

Hemen ardından da diğer yalaka takımı ekledil; “Kendisi Nur cemaatine yakındı. Yani Nurcuydu. Çok dini bütün bir arkadaştı. Said-i Nursi'yi de severdi”.

Ben AKP’ye yakışır derim.

Benim önerim bir an önce Öcalan’ı İmralı’dan çıkartsınlar. Kaytan bıyıklarını şöyle aşağıdan yukarıdan biraz inceltip “badem” yapsınlar sonra da en yakın hamam götürüp 40 tas su dökündürüp "af diletsinler" ve ardından Diyanet İşleri Bakanı yapsınlar.  Çünkü bu zat bundan sonra kalan ömrünün her saniyesini Allah'a “Beni affet yarabbi” diyerek dua ederek geçirse bile ellerindeki kanların ve aldığı canların vebalini ödeyemeyecektir.

Buradan halka bir çift sözüm var; “Yeter artık bu ülkedeki azınlık da olsa aklı başında insanlara bu kadar eziyet vermeyin. Yüzde 51 falan yetmez yüzde 75 oy verin de bu iş bitsin artık. Bastığınız topraklar ayaklarınız altından kaysın, çalışmadan yaşamayı alışkanlık haline getiren her toplumun sonu gibi birilerinin emrinde köle ve yanaşma olarak yaşamaya devam edin. Emin olun ülkeniz parçalansa, istila edilse bile yine Makarnanız garantidir.

 

 



 
 
YORUM
Bu yazıya yorum yazmak için üye olun ya da giriş yapın.
 


Açılış Sayfası Yap Sık Kullanılanlara Ekle RSS
22/12/2012 11:09
ANA SAYFA MANŞETLERGÜNCELSİYASETEKONOMİDÜNYAMEDYASPORMAGAZİNEĞİTİM YAŞAMKÜLTÜR-SANATKADINTEKNOLOJİ

FOTO GALERİ | VİDEO GALERİ

DETAYLI ARAMA ÜYE GİRİŞİ YENİ ÜYE



YAZARLAR
Fatih ERTÜRK
19/12/2012 10:15
"Utanmasalar Öcalan'ı Diyanet İşleri Başkanı Yapacaklar"
A+ A-

CHP'nin eski genel başkanı Deniz Baykal 2009 Nisan ayında açıklamıştı. "Açılım" projesinin Amerika'da "Atlantik Konseyi" adı altındaki derin bir yapılanma tarafından karara bağlandığını, bu proje çerçevesinde çift dilli bir sistem, PKK'ya genel af ve Abdullah Öcalan'ın önce ev hapsine alınacağını ardından da serbest kalacağını söylemişti. Şimdiye kadar AKP çok mesafe kaydetti ve sıra şimdi sonuncusuna geldi.

Baykal, o dönem sözlerine şöyle devam etmişti;

"Kürt açılımı bir ABD projesidir. Bunun sonunda çatışma çıkar, kargaşa çıkar. Irak'ta ne çıktıysa Türkiye'de de o çıkar. Göreceksiniz yakında eğitim ve öğretim diyerek bize çift dilli bir yaşamı dayatacaklar. Terör bölmez ama dil böler. Ardından sırada genel af ve Öcalan'la müzakereyle serbest bırakılması gelecek"

Tabi Baykal'ın bu sözleri Wikileaks belgelerinde de yer aldığı gibi, anında, Amerika'ya bizdeki yerli ve orijinal Amerikalı CİA ajanlarınca Beyaz Saray ve Pentagon'a iletildi. "Kürt Açılımına" karşı bu direnmenin bedeli çok ağır ödetildi. Deniz Baykal'ın siyaset etme tarzında bu kadar hedef durumda iken daha itinalı davranması ayrı bir tartışma konusu ama gerçek bu.

Eğer buna kehanet demeyeceksiniz, CHP‘nin başına Kılıçdaroğlu'nun geçeceği, Baykal'ın 2010′daki istifasından iki yıl önce 2008'de ABD raporunda yer aldı. Rapor; Amerikan Derin Devleti‘nin kontrolünde olduğu iddia edilen Johns Hopkins Üniversitesi‘ne bağlı Amerikan-İsveç merkezli Silkroad Enstitüsü tarafından hazırlanmış. Bu raporda; ABD'nin çıkarlarının bölgedeki Kürt nüfusun yoğunlukla yaşadığı Türkiye'deki bölgelerle Kuzey Irak'ın bir araya getirilip bağımsız bir Kürt devleti oluşturulmasından yana olduğu açıkça vurgulanıyor. Hatta temsili bir bölünmüş Türkiye haritası bile hazırlanmış.

Raporda bu konuda AKP'ye sonuna kadar güvenilebileceği belirtilirken, Türkiye'deki bu konuda en büyük engelin 1 Mart tezkeresi ile Amerikan çıkarlarına zarar veren CHP genel başkanı Deniz Baykal olduğu belirtiliyordu. Baykal'ın yerine; bölgedeki bu tür oluşuma daha sıcak bakabilecek, açılım konusunda sorun çıkarmayacak, "Yeni Dünya Düzeni" ‘ne daha kolay uyum sağlayabilecek, biraz daha çok dilli, çok kimlikli yapıya yakın, daha solda bir isim getirilmesi yine böyle bir dönemde karara bağlanmıştır.

Ancak; ABD'nin bu planını uygulamaya koyarken, Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, o dönemde bundan haberdar olduğu ya da bunlarla işbirliği içinde davrandığını söylemek haksızlık olur. Bana göre; Kılıçdaroğlu'nun Cumhuriyet Halk Partisine genel başkan olması, önceden hazırlanmış bir projeden öteye, doğru tercih ve seçimlerle varılmış bir sonuçtur. Yani; Kemal Kılıçdaroğlu siyaseten kendi çabası ve birikimi doğrultusunda bir ivme kazanmış ve bir yerlere gelmiş, birileri de buna destek vererek siyaseten önünü açmıştır. yani Yanki deyimiyle "win+win".

Yoksa; Türkiye'de "Büyük Ortadoğu Projesinin" adım adım gerçekleştirildiği böyle bir dönemde, iktidarı, medyayı ve Türk Silahlı Kuvvetlerini dizayn eden böyle bir uluslararası emperyal gücün ana muhalefeti pas geçmesi çok akıllıca olmaz ve olmadı da.

Aslında, Ortadoğunun yeniden şekillendirilmesi sırasında AKP'nin ve Recep Tayyip Erdoğan'ın yine ABD tarafından "ortak partner" ve bir anlamda "taşeron" olarak seçilmesi sadece ABD'nin kendi çabalarıyla ilgili değildir. Recep Tayyip Erdoğan'ın verdiği siyaset mücadelesi ile kendisini halka kabul ettirmesi, kurduğu partiye seçtiği isimlerle de uluslararası bu çevrelerin güvenini kazanması ve hitabet yeteneği, İslamcı kişiliği de son derece önem taşımıştır. Tabi AKP'yikurduktan sonra seçimlere kadar 18 ayda 5 kez Amerika'ya gidip gelmesi ayrı bir konu.

Nitekim; ABD iktidara geldiği ilk anlarda Recep Tayyip Erdoğan konusunda tereddüde düşünce, Türkiye'deki ABD lobisinin en büyük destekçilerinden olan Başbakan Erdoğan'ın danışmanı Cüneyt Zapsu'nun 2003'te Beyaz Saray'a giderek; "Başbakanımızı deliğe süpürüp atmayın. Daha işinize yarar" demesi -bu sözler Zapsu tarafından hiç bir zaman yalanlanmadı- aslında bu karşılıklı işbirliğinin ne kadar açık ve net olarak sürdüğünü de ortaya koymaktadır.

Aslında; hiç unutulmaması gereken bir olay şu, hiç bir devlet başka bir devletin dostu değildir. Devletlerin ve ülkelerin birbirleriyle sadece "çıkarlarına göre" ilişkileri vardır. Amerika için Türkiye'nin bütünlüğü, laik ve soyal bir hukuk devleti olup olmadığı hiç bir anlam taşımaz. Taşısaydı bugün ABD'nin en büyük müttefiki Suudi Arabistan olur muydu. Suudi petrollerinin yüzde 95'inin Amerikan şirketi ARAMCO (Arap-Amerikan Coorperation) tarafından çıkarılması ABD'ye yetmiş ve artmıştır bile. Sıra dünya petrol rezervinin dörtte birinin, doğal gazın 5'te birinin bulunduğu Irak'a geldi. Yani, ABD AKP ve Başbakan Erdoğan'ı kullanacak, Erdoğan da kendi ülkesini istediği biçimde, istediği cumhuriyet şekliyle ve istediği İslami esas ve usulle yönetebilecekti. ABD'nin tek şartı; "El Kaide" benzeri radikal bir yönetim tarzı olmayacaktı.

Bunları niye anlatıyorum, bugün Türkiye'nin hızla sürüklendiği bölünme ve parçalanma tehdidine karşı, buna direnecek, karşı koyacak, en azından engellemek için kavga verecek bir Ulusal yapı ne yazık ki artık kalmamıştır. "Oslo görüşmeleri sürmeli", "Anadilde eğitim tartışılmalı", "Abdullah Öcalan'la müzakere edilmeli", "Özerklik tartışılmalı" diyen Yeni CHP yönetiminden artık bu projenin tamamlanmasına bir itirazının olmasını beklemek biraz safdillik olur gibi geliyor bana.

AKP; başından beri bu ülkedeki en büyük din tüccarı ve din simsarıdır. 3 milyon resmi açın, 20 milyon yoksulun bulunduğu, ortalama eğitim süresinin 6,5 yılı aşamadığı, Halkın yüzde 75'nin yatır ve türbelerde edilecek duaların yaşamlarını değiştireceğine ve değiştirdiğine inandığı bir ülkede yaşıyorsanız bu insanlar için dinin ne kadar önemli olduğunu anlayabilirsiniz.

Metropollerde yaşayanlar belki daha tam farkında değil ama Türkiye'de evinde bilgisayar bulunanların nüfusa oranı yüzde 37. Yani her 10 kişiden ancak 3'ü bilgisayarın farkında. Yine nüfusun yüzde 35'i her gün düzenli olarak internete giriyor. Yüzde 65'i hala yaşadığı dünyanın farkında değil. İsveç'te her 10 ailenin 9'unda bilgisayar var. Halkın yüzde 85'i de düzenli olarak her gün en az bir kez internete giriyor. Halkın yüzde 88'i üniversite mezunu. Krizdeki Yunanistan'da bile her 10 evin 7'sinde bilgisayar var.

Bedava, milyar dolarlık HES lisanları almak için peşpeşe şirketler kuran-Doğuş Enerji, Doğan Enerji, Park Enerji, Çalık Enerji- ve iktidarın adeta "emir eri" haline gelen medya patronlarının da halkın aydınlatılması ve bilgilendirilmesi yerine, sırf birkaç milyar dolar daha kazanabilmek uğruna; halkın yanıltılması, yönlendirilmesi, kurgulanması ve karartılması işlevini sürdürmesi, yani ülkesini satması da bu projenin bir devamıdır.

Peki, başına bu kadar çorap örülen halk bunun farkında değil mi. Neden, "bir durun bakalım" demiyor derseniz;

Ülke vatandaşının yüzde 63'ünün et ve balık yiyemediği -Devletin resmi istatistik kurumu TÜİK'in rakamlarına göre- bir ülkede, bedava kömür ve makarna uğruna halkın böyle bir iktidara bile ölümüne destek vermesi kabul edilemese bile anlaşılmalıdır. TÜİK rakamlarına ve sendikaların açıkladığı istatistiklere göre bu ülkenin yüzde 65'i yoksulluk sınırında yaşamaktadır.

İşte bu tabloda; iktidar adım adım "Özerk Kürdistan"‘ın kurulması konusunda yoluna devam etmektedir. Bakmayın siz KCK tutuklamalarına, iktidarın KCK'dan rahatsızlığı bu oluşumun, Türkiye'den koparılacak topraklarda kurulacak bağımsız Kürdistan'ın parlamentosu olma niteliğinden dolayı değil, sadece AKP iktidarının kendi kontrolünde olmamasından dolayıdır.

Yoksa; bir yandan KCK operasyonları yapacaksınız diğer yandan ise KCK'nın resmi başkanı olan Abdullah Öcalan'la oturup müzakere adı altında ülkenin belki de bölünmesi konusunda pazarlık yapacaksınız. Buna kimseyi inandıramazsınız.

Şimdi AKP iktidarı, yine bu inançlarına bağlı ama eğitimi yetersiz, biraz fazla saf bu halkı kandırmak için son bir adım daha atıyor. Ellerinde; bebeklerin, çocukların ve kadınların kanı bulunan 35 bin kişinin katili Abdullah Öcalan'ı şirin göstermek için "Müslüman Abdullah" portresi çizilmeye başlanıyor. Çünkü sırada Öcalan'a özgürlük var.

Devletin koca Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 35 bin kişinin katiline; "Öcalan gençlik hayalleri olan ve namaz kılan biriydi" diyerek terörist başını şirin göstermekte hiç sakınca görmüyor. Halk arasında bir laf vardır; "Şeyh uçmaz, Mürit uçurur" diye. Buna bir destek de, oturduğu dairede ayakkabılarını kapısının önünde çıkarıp bütün komşularıyla kavga eden, dini bütün eski Merkez Bankası başkanı Durmuş Yılmaz'dan geldi. Yılmaz, lise arkadaşı Öcalan'ın; "Namaz kılan, mütevazi, çekingen ve pasif biri" olduğunu söyledi.

Hemen ardından da diğer yalaka takımı ekledil; "Kendisi Nur cemaatine yakındı. Yani Nurcuydu. Çok dini bütün bir arkadaştı. Said-i Nursi'yi de severdi".

Ben AKP'ye yakışır derim.

Benim önerim bir an önce Öcalan'ı İmralı'dan çıkartsınlar. Kaytan bıyıklarını şöyle aşağıdan yukarıdan biraz inceltip "badem" yapsınlar sonra da en yakın hamam götürüp 40 tas su dökündürüp "af diletsinler" ve ardından Diyanet İşleri Bakanı yapsınlar. Çünkü bu zat bundan sonra kalan ömrünün her saniyesini Allah'a "Beni affet yarabbi" diyerek dua ederek geçirse bile ellerindeki kanların ve aldığı canların vebalini ödeyemeyecektir.

Buradan halka bir çift sözüm var; "Yeter artık bu ülkedeki azınlık da olsa aklı başında insanlara bu kadar eziyet vermeyin. Yüzde 51 falan yetmez yüzde 75 oy verin de bu iş bitsin artık. Bastığınız topraklar ayaklarınız altından kaysın, çalışmadan yaşamayı alışkanlık haline getiren her toplumun sonu gibi birilerinin emrinde köle ve yanaşma olarak yaşamaya devam edin. Emin olun ülkeniz parçalansa, istila edilse bile yine Makarnanız garantidir."

 

 

2








YORUM
Bu yazıya yorum yazmak için üye olun ya da giriş yapın.


ÖNCEKİ YAZI SONRAKİ YAZI
"CHP'nin iklimcileri ve Mustafa Kemal'in askerleri" CHP nerede hata yapıyor, Baykal neden "Ezan önemli" dedi

Fatih ERTÜRK
Tüm Yazıları
2012
Aralık"CHP'nin iklimcileri ve Mustafa Kemal'in askerleri"
21-12-2012"Utanmasalar Öcalan'ı Diyanet İşleri Başkanı Yapacaklar"
19-12-2012CHP nerede hata yapıyor, Baykal neden "Ezan önemli" dedi
17-12-2012"Deniz Baykal Yeni CHP'yi nasıl görüyor, neden konuşmuyor"
15-12-2012"Bekir Coşkun'un isyanını duyun Kemal Bey...!"
11-12-2012Yeni CHP açılımda niye bu kadar ısrar ediyor...?
10-12-2012"Sakın inanmayın, çünkü biri sizi çok kötü kandırıyor...!"
06-12-2012"CHP'ye kimler oy veriyor, CHP'yi kimler nasıl yönetiyor...!"
05-12-2012"Solda; Halkçı Partiden Yeni CHP'ye nasıl gelindi...!"
04-12-2012"Cihan hanımın gözyaşlarını nasıl sileceksiniz Kemal Bey...!"
01-12-2012
KasımHalk CHP'yi uyardı; "BDP'ye çok yakınsınız...!"
30-11-2012"Gandi Kemal'den Seyit Kemal'e...!"
28-11-2012"Olmadı, olmuyor Kemal Bey...!"
25-11-2012Yeni CHP Karar Vermeli; "Seyit Rıza mı İnönü mü, Şeyh Sait mi Atatürk mü...!"
21-11-2012"Seyit Rıza'dan Önce CHP'nin itibari iade edilmeli...!"
16-11-2012"Türkiye'ye kimler ihanet ediyor ya da kimler bizi aldatıyor...!"
14-11-2012"Mustafa Kemal'e kimler ihanet etti, kimler 10 Kasım'da ağlamak için aynaya bakmalı...!"
09-11-2012"Cumhuriyet nerede kaybetti; Türkiye kime kalacak ..."
06-11-2012

 

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam30
Toplam Ziyaret66676
Hava Durumu
Anlık
Yarın
24° 24° 6°
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.58253.5968
Euro3.90663.9222