TARİHİ TÜRK YURDU DOĞASI İLE GÜZEL ESKİPAZAR

Mithat UYANIK

YUNAN BAKBAKANI PAPANDURO ERZURUM PALANDÖKENDE ÇİRKİN SÖZLERİ.

Yorgo ile niye gurur duyalım!

Öztürk Akkök

Erzurum, son yılların belki de “en hareketli” haftasını yaşadı geçtiğimiz günlerde.

Bu hareketlilik Türk ve Yunan Başbakanları’nın yanında, çok sayıda bakan ve onlarca büyükelçinin Erzurum’da bir konferans çerçevesinde buluşması ve bu arada yapılan yığınla açılıştan kaynaklanıyordu şüphesiz.

***

Erzurum’a önceden bir Yunan Başbakanı gelmiş miydi…

Ve gelen o pek sayın başbakan için de birileri, “Türkiye” ya da“Erzurum seninle gurur duyuyor!” diye bağırıp, vatanı, milleti, ezanı, bayrağı, kısacası milli ve manevi değerleri konusunda hassasiyet gösteren çoğu insanımızın içini burkmuş, gönlünü karartmış ve başını yere eğdirmiş miydi, doğrusu bilmiyorum.

***

Kabul!

Erzurum, son zamanların “en önemli buluşması ve etkinliğine” hiç şüphesiz evsahipliği yapmıştır.

Anadolu’nun işgali ve sonrasında yapılan Kurtuluş Savaşı’ndan ve 30 Ağustos Meydan Muharebesi’nden alın, Kıbrıs çıkarmasına, adalardan, Ege hava sahanlığının 12 mile çıkartılmasından, Ruhban Okulu’na ve de Batı Trakya Türkleri’ne yapılan baskı ve zulümden dolayı “hasmımız” olan bir ülkenin, yani Yunanistan’ın Başbakanı’nın Erzurum’a gelmesi…

Bu tarihi ziyarete de Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanı’nın evsahipliği yapması…

Tutarı 500 milyon doları bulan spor tesisleri ile birlikte Erzurum’un “çehresinin değişmesi…”

Tüm bunların yanında, “dadaş” sıfatının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından, “Erzurumlular Dadaş’ı çok güzel tanımlar. Dadaş öyledir ki, öldüğünde bile düşmanı gözyaşı döker” sözleriyle taçlandırdırması az şeyler midir?

Değil elbet.

***

Şurası bir gerçek ki, Erzurum, yapılan yatırımlarla artık  “soğuk ve donuk bir kış kenti” olmaktan çıkmış, insanın içini kıpır kıpır eden “kış sporları merkezi” haline dönüşmüş, dolayısıyla geri dönüşü olmayan bir yola girilmiştir.

Tabi bu imkanları Erzurum’un kendine özgü  o “güzel ruhu ve özelliklerini” zedelemeden değerlendirmek kaydı şartıyla.

Yoksa öte yanıyla…

Yani sedece turiste getireceği yeşil dolarlar karşılığı yeme, içme, yatma hizmetinin sunulduğu, “ne pahasına olursan olsun turist, ne pahasına olursa olsun hizmetkârlık” mantıksızlığı ile değil elbet.

O şekil, çok şey kaybettirir bize.

Pahalıya patlar yapılan alışveriş.

Tıpkı onuru verip, onursuzluğu almak gibi.

Ya da haysiyet ile haysiyetsizliğin değiştokuşu misali!

Uyarması benden.

***

Fazla değil, bundan 8-10 yıl öncesine kadar “kar ve kayak” denildiği an, akla önce Bursa’nın Uludağ’ı gelir, ardından da Kartalkaya, Erciyes, Abant falan sıralanırdı.

Şimdi ise, Erzurum var göz önünde, Erzurum var kara yataklık eden zirvelerde.

Bundan böyle rahatlıkla şu sözü söylemek mümkün:

 “Erzurum ve diğerleri…”

Ne müthiş bir olay, ya da ne büyük bir “ayrıcalık.”

Atlama Kuleleri mesela…

Bir ayrıcalık değil midir yani!

Bu ayrıcalığımızla tabi ki övünecek, caka satacak, dolayısıyla da beklenti içine gireceğiz.

Hiç şüphesiz kalkınma, geri kalmışlık zincirini kırma adına olacak bu beklenti.

***

Binlerce yıllık “kış kenti” olan Erzurum, sahip olduğu değerlerin farkına ne yazık ki, yeni vardı. Anlayacağınız bu kulvarda “çok yeni” olduğumuz bir gerçek.

“Tesis ne demek, tesisleşme nasıl oluyor? Atlama kulesi de neyin nesiydi? Buz pateni, curling…”

Yeni anlıyor, yeni öğreniyoruz tüm bu işleri.

İşte bu aşamada insan, devletinin büyüklüğünü Konaklı Yaylası’na gittiğinde, oradaki devasa yatırımları gördüğünde çok daha iyi kavrıyor ve dolayısıyla gurur duyuyor.

***

Yapılanlar elbet yetersiz.

Yakın bir gelecekte, düne kadar ineklerin otladığı Konaklı Yaylası’nda turistik tesisler yapılacak, bilmem kaç yıldızlı otel inşaatları yükselecek.

Belki seneye bile kalmadan, önümüzdeki aylarda “dünyanın en baba kuruluşları” buralara akın edecek ve yatırım için sıraya girecek, dolayısıyla o yatırımlar sayesinde de “Erzurum, Palandöken ve pek tabi ki Konaklı, bir marka haline gelecek.”

Bundan hiç şüpheniz olmasın.

***

Buraya kadar güzel güzel geldik sonuçta.

Yapılanlar ve bundan sonra yapılacak olanlar ortada.

Bizim “marifet itifata tabidir” türünde hoş bir sözümüz var.

Bu sözden yola çıkarak, marifet gösteren, yani hizmet veren, yatırımların Erzurum’da yapılmasına önayak olan başta sayın Başbakan olmak üzere, emeği geçen herkese “teşekkür etmemiz ve gurur duymamız kadar doğal bir şey olamaz.”

Biz tabi ki, biribirimizle gurur da duyacak, yeri gelecek teşekkür etmesini,“eline, koluna, yüreğine sağlık” demesini bileceğiz.

***

Ama biz kalkıp Hans’a, Yorgo’ya, Corc’a methiye dizmeyecek…

Bilmem hangi ülkenin başbakanı veya devlet adamı ile gurur duymayacağız.

Bana ne, bilmem kimden.

Bana ne Yunan’dan, Hindu’dan, Alman’dan, Rus’tan, Fransız’dan!

Kökü mü kesildi değerlerimin, kıran mı girdi soyuma?

Televziyon dizisi yap, Kanuni’ye söv, sonra gel Yorgo ile gurur duy!

Bakar mısınız gaflete!

***

Yapılana “aymazlık” diyeceğim yetersiz kalacak, dahasını diyeceğim, bana yakışmayacak.

 “İki arada bi derede kaldık” misali.

Ya da “yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal!”

Ey güzel Allah’ım, sen aklımızı koru.

***

Şimdi belki birileri kalkıp diyebilir ki…

“Yunan Başbakanı ta Atina’dan, yüzlerce kilometre öteden kalkmış,Erzurum’a gelmiş, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanı’nın, dolayısıyla bizim, hepimizin konuğu olmuş!”

Eyvallah!

Sayın Papandreu’ya karşı bir saygısızlığımız oldu mu, olmadı valla.

Sonuçta Türk misafirperverliğinin ne demek olduğunu,“misafirperverliğin en güzel örneğini vererek”  gösterdik kendisine.

***

Ama vatandaş olarak hızımızı alamayıp, öylesine ileri gittik ki…

Geçmişte PKK’nın “hamisi” görevini hakkıyla yerine getirmiş…

Kıbrıs’ı kana boğmuş, binlerce Kıbrıs Türkü’nü katletmiş çetelere destek vermiş, arka çıkmış…

Batı Trakya Türkleri’ne dünyayı dar etmiş…

Ege Denizi için, “benimdir” deme küstahlığını hiç elden bırakmamış…

Hava sahanlığını 12 mile çıkartmak için sürekli fırsat kollamış ve Avrupa Birliği’ne (AB)  giremeyişimizi, Kıbrıs’taki Türk Askeri’nin varlığını gerekçe gösterip, Mehmetçik’i, “işgalci” diye tanımlamış, bu sözlerini de son olarak Palandöken’de, gözümüzün içine bakarak dile getirmiş Bay Yorgo’ya

“Erzurum seninle gurur duyuyor” demekten alamadık kendimizi.

***

Burada doğal olarak sormak gerekmez mi:

“Nedir yapılanın adı?”                                                       

Doğrusu yapılanı, yapılmak isteneni  ben anlayamadım, anlamakta da ciddi sıkıntı yaşadım.

Biz galiba toplum olarak tırlattık biraz.

En azından bir bölümümüz öyle sanki.

***

Ben, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Cumhurbaşkanı ile, Başbakanı ile veya bir bakanı ile…

Ya da kendi alanında başarılı olmuş bu ülkenin sanatçısı, yazarı, çizeri, sporcusu ve bilim insanı ile gurur duyarım.

Duyarım arkadaş.

Bu tepki, bir vatandaş olarak sevincimi, mutluluğumu ve gururumu dışa vurma adına benim en doğal hakkım, aynı zamanda karşımdaki insana verdiğim desteğin bir nişanesidir.

Tıpkı “seni seviyorum, destekliyorum, omuzluyorum” deme gibi…

Daha bundan güzel moral ve motivasyon desteği olur mu, olmaz sanırım.

***

Buraya kadar tamam mı?

Değil bence!

Çünkü, zurnanın “zırt” dediği yere geldik gibi.

***

İşte tam bu noktada sormak lazım gelirse eğer…

“Yorgo’ya, yani ‘Türkiye Ada’da (Kıbrıs’ta) işgalci bir güçtür’diyen, bu sözü de Erzurum’da gözümüzün içine baka baka söyleyen bir Yunan Başbakanı’na ‘seninle gurur duyuyoruz’ demenin esprisi ve hikmeti nedir?”

Allah aşkına, acaba bu sözlerin samimi ve gerçekci bir tarafı var mı?

***

Dün ağızlarından çıkanı farketmeyenlere…

Yorgo ile Rum ile, Ermeni ile gurur duyanlara…

Yani cismaniyeti ile “bizden”miş gibi gözüken, ama ruhaniyeti ile “çok çok uzakta olduklarını hissettiren” o birilerine, bugün mesela oğlunu Kıbrıs’ta şehit vermiş bir ana, baba veya şehit evladı kalkıp da, “sen ne dediğinin farkında mısın” diye sorsa…

Ne cevap verir o goygoycular?

***

Acaba Yorgo’ya böylesi bir sesleniş, ya da bağra basış, Türk’ün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hakkını sürekli gasp etmiş…

Ay yıldızlı bayrağa tahammül gösteremeyen…

Bölücü haine destek verip, arka çıkan…

Bulduğu her fırsatta kinini kusmaktan geri durmayan…

“Kıbrıs’ta bir tek devlet vardır, o da Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’dir” diyen Yunan Başbakanı’na cesaret vermek ve “yaptığınız bütün yanlışlar yanlış değil de aslında doğruymuş, Batı Trakya’daki zulmünüzü de, Kıbrıs’ta akıttığınız kanı da onaylıyorum” demekle eşanlamlı değil midir?

***

“Erzurum” deyip, geçmemek gerekir.

Tarihi geçmişi parlak zaferlerle dolu olan, Doğu’nın sınırtaşı…

Ecdadının, her türlü baskıya ve zulme karşı duruşundan ödün vermediği, toğrağı kanla sulanmış, yıkanmış “bir mübarek şehirdir burası.”

Buralarda yaşayan herkesin, “Mevla’ya emanet olsun” diyerek Erzurum’u “asıl Sahibi”ne teslim etmiş büyük şahsiyetlerin, alimlerin, Efe Hazretleri’nin, Hacı Haşıllar’ın, Ebu İshaklar’ın, Hasan-i Basriler’in, Abdurrahman Gaziler’in ve Habip Baba’nın, yani o güzel, o muhteşem insanların manevi ruhaniyetlerinin varlığından haberdar şekilde hareket etmesi ve adım atması gerekmez mi?

***

Herkes elbet düşüncesinde özgürdür.

İsteyen, istediğini söyler, söylüyor da nitekim.

Kimi kara çalarak, kimi iftira ederek, kimi yalan söyleyerek, kimi“tabuları yıkıyorum” diyerek…

İnsafsızca, merhametsizce ve de Allah’tan korkmadan üstelik.

***

Ne diyeyim yani.

Sözün bittiği yerde gibiyiz.

Gördüklerimden, duyduklarımdan, yaşadıklarımdan dolayı “mutsuzum”belki, ama “umutsuz” olduğumu söyleyemem.

Çünkü, emanet çok önceden Sahibi’ne teslim edilmiştir.

Öyle ise…

 Mevla var, gam yok.

Öztürk Akkök

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız: Öztürk Akkök <_script> //<_script>

Share <_script /



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam22
Toplam Ziyaret66761
Hava Durumu
Anlık
Yarın
21° 27° 5°
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.55583.5700
Euro3.87603.8915