TARİHİ TÜRK YURDU DOĞASI İLE GÜZEL ESKİPAZAR

Mithat UYANIK

TÜRK DİLİNİ BOZMA ÇABALARI

28 Kasım 2010

Mustafa ÖNDER
mustafaonder15@hotmail.com

Kürtçe Üzerine... (2)

Şu iyi biline: Türkiye’nin “Kürt meselesi” yoktur, “PKK terörü meselesi”  vardır.
TBMM çatısı altındaki BDP, “Kürt partisi olduğunu, silahların susması için ’bebek katili’nin muhatap alınmasını, Lozan’da azınlıklara tanınan hakların Türkiye’de dışlanan(!) Kürtlere de tanınmasını ve ana dilde eğitim ve savunma hakkı istediklerini” bağıra bağıra söylüyor! Özgürlüğe bakın Allah aşkına!
Üstelik kendilerini, feodalizme, ağalığa, bağnazlığa, işsizliğe, fakirliğe ve teröre mahkûm ettikleri Kürt kardeşlerimizin temsilcisi ilan ediyorlar... Sırça köşklerde yaşayıp Çeşme’de tatil yapan ve çoğu Kürtçeyi konuşamayan bu “sözde Kürdistan” aşıklarının  siyasî amaçlarına “alet” ettikleri Kürtçe, dil bilimciler tarafı ndan bir “dil” olarak kabul edilmiyor. Bırakın dilcileri, aklı başında Kürt aydınları bile gerçeği bakın nasıl anlatıyor:
1881-Ergani doğumlu, Dr. Şükrü Mehmet Sekban, Ankara Hükümeti’ne karşıydı ve Kürtçenin resmî lisan olmasını istiyordu. Fransızca yazdığı “Kürt Sorunu” adlı metinde, “Ben bilhassa öğretimde Kürt dilinin tanınması üzerinde durmuştum. Bu, hepimiz için bir idealdi. Mütarekeden beri Irak Süleymaniye’de, sekiz seneden beri de Kürtçe konuşan sancaklarda eğitim dili Kürtçedir. Okul öğretmenlerinin mükemmel, okul kitaplarının kusursuz olduğunu farz edelim. İyi ama, bu okullardan mezun olanlar, okul bitince ne okuyacaklar? Hiç!” itirafında bulunuyor.
Çünkü vernaküler bir dil olan Kürtçe, yapısı uygun olmadığı için üretemiyor. İngilizlerin Irak’taki Süleymaniye Kırmançasını bir yazı dili haline getirip, diğer üç dili de (Goranice, Lurca ve Kalhurca ) kapsayacak şekilde mekteplerde okutma hilesi işe yaramıyor!
Süreç içinde Mustafa Kemal ve Türkiye Cumhuriyeti hayranı olan Dr. Sekban: “Bugünden başlamak suretiyle, bir asırlık sürede, en iyi şartlarla gelişecek bir Kürt dili bile kültürlü devletlerin seviyesine ulaşmaya yeterli olmayacaktır. Namuslu insanlar olarak itiraf edelim ki, Kürt halkının kendi diliyle eğitim zarureti hususundaki inancımız artık iflas etmiştir.” demek zorunda kalıyor!
Prof. Dr. Mehlika Aktok Kaşgarlı, “sınır toplumları” diye nitelediği Erzurum, Kars, Ağrı, Erzincan, Van, Muş, Bitlis, Siirt, Diyarbakır, Urfa, Adıyaman, Tunceli, Bingöl ve Malatya’da çalışmalar yapmış. “Türko-Kürtler’de Uygarlık ve Ağızlar Hakkında Düşünceler” adlı kitapta şöyle diyor: “Sınır toplumları, merkezi yönetime geçebilmiş toplumların siyasi sınırlarında oluşur. Ancak bu siyasi sınırlar tarih akışı içerisinde durağan değildir. Bu nedenle sınır toplumları aynı coğrafi yörelerde değişik devletlere tabi olurlar. Çeşitli etnik gruplara mensup klan, aşiret, boy halinde kalırlar. Devlet yapısına geçemezler. Hangi ülke sınırında oluşmuşlarsa, o ülkenin genetik yapısıyla kaynaşırlar ve erirler. Sınır toplumları, oluştukları yörede sorun çıkarırlar; “mensubiyet”, “kimlik”, “özdeşleşme” hissinden yoksun olmaları, siyasi oyunlara kurban edilmelerine de neden olur, bir yöresel vernaküler dil kullanırlar. Kendilerine özgü bir alfabeleri olmadığı gibi, edebiyat dilleri de gelişmemiştir. Mahalli gelenek ve törelerle yetinirler.” 
Kaşgarlı, “Gotne Peşye Kurda” (Kürt Atasözleri) adlı risaleyi şöyle eleştiriyor: “Kürt atasözü olarak derlediklerini ne ilmi bir süzgeçten geçirmişler, ne de yüzyılların ötesinden gelen Türk atasözleri ile karşılaştırmışlar. Bu kitapçıktaki atasözlerinin pekçoğu Türkçeden tercümedir.”
Bir Kırmanca atasözü örneği veriyor: “Agır bı erde dıkeve hışk u ter hıhevra dışewıtin.” Bu, “Yer tutuşur, yaşla birlikte kuru da yanar.” şeklinde Türkçeye çevriliyor ama gerçek karşılığı, “Kurunun yanında yaş da yanar.”
Kırmança ve özellikle de Zazacada, bugünkü Türkçe’de kullanılmayan eski Türkçe kelimelerin varlığının ortaya çıkarılması, onların Turanilik bağlantısını gösterir ve bu halkın kullandığı dilin yöresel bir vernaküler “ağız” olduğunun ispatıdır!
Daha bitmedi, devam edeceğiz...
 
Deve dikeni
* TRT 1 Haber: “Türkiye’nin çevresiyle komşusal ilişkileri var.” Neyi varmış?
* Murat Bardakçı, “Türkçeyi ‘öztürkçeciler’ ve Bülent Ecevit bozdu, berbat etti, ahenksiz hale getirdi, şapkayı kaldırdı.”  demiş. Hele şükür anladılar!
* Ekranda bir entel(!) konuşuyor: “Spekülatif ve spesifik açıdan bakıldığında...” Ne kültür ama!

14 Kasım 2010
Mustafa ÖNDER
mustafaonder15@hotmail.com

Türk Dili Dünya Dilidir

Yıllar önce, sırf Ülkücülerden farklı olmak için “millet” yerine “ulus”, “millî” yerine “ulusal” ve “milliyetçilik” yerine de “ulusalcılık” diye Moğolca kökenli sözcükler ve Ataç’tan ilhamlı “devrik tümceler” kullanırdı sol kesim. Şimdi bu “öztürkçe” cehaletinden beter, Türklüğü ve Türkçeyi katletme yarışı var!
AB’nin “yerel dillerle ana dilde eğitim” için dayatmasını; AKP’nin de, “eğitimin yerelleşmesi ve özelleştirilmesinden yana” olduğunu ve birilerinin de dağlardan taşlardan “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünü silmeye çalıştığını biliyorduk ama 18. Millî Eğitim Şûrası’nda “Türk’üm, doğruyum...” diye başlayan “Andımız” ın kaldırılmasını isteyeni de gördük! Bunlar yetmedi, İstanbul Üniversitesi Senatosu, Türk Dili’nin artık okutulmayacağını bildirmiş, isteyen, bu dersi İnternetten öğrenecekmiş!
Birileri açıklasın; Türkçeye bu ne husumettir, bu nasıl bir gaflettir? Diğer dillere 20 binden fazla sözcük veren, bilim, kültür ve uygarlık dili olan, köklü ve eşsiz birçok özelliğe sahip ’Türk’ün anayurdu’na, ’Türk’ün ses bayrağı’na, Türkçemize bu ihanet nedendir?
Son ilmî araştırmalarda, değerini bilmediğimiz Türkçenin beynin işleyişine uygun, zihinsel becerileri geliştirici özellikler taşıdığı ortaya çıktı. Ses zenginliği, ses-şekil ilişkisi, kelime tanıma, hece ve kelime türetme, zihinsel sözlük gibi özellikler eğitim öğretimde kolaylık sağlıyor.
Başka dillerde 3-5 ünlü bulunurken, bizde 8 ünlü vardır. Bu zenginlik, okuma, yazma, eğitim öğretim vb. süreçleri kolaylaştırıyor. Araştırmalar, bebeğin anne karnında beşinci aydan itibaren sesleri fark ettiğini, gürültülere, müziğe, sözlere tepki gösterdiğini, sesleri ve sık tekrarlanan kelimeleri öğrendiğini göstermiştir. Türkçe, erken yaşlardan itibaren dil ve zihinsel becerileri geliştirme açısından uygun bir dildir.
Yine beyin araştırmaları, okuma-yazma-öğrenme sürecinde dildeki seslerin önemine dikkat çekerek bu süreçte nöronların önce sözlü dili ve buna dayalı olarak da yazılı dili daha iyi işlediğini ortaya çıkardı. Türkçedeki seslerin zenginliği, sözlerin ritmi ve müzikal yapısı sesli kodlamaları zenginleştiriyor; öğrenmeyi ve hatırlamayı kolaylaştırıp unutmayı engelliyor. Ayrıca daha az enerjiyle düşünce ve zihin gelişimine de yardım ediyor.
Türkçede her ses bir harf, http://turkceyasam.blogcu.com/alfabelerimiz/le, her harf ise bir sesle seslendirildiği için alfabemizdeki ses ve şekil arasında bire bir ilişki vardır. Bu, ilk okuma yazma öğretimi, okuma, yazma ve klâvye kullanmada kolaylıktır. Oysa bazı dillerde bir sesi yazmak için birden fazla harf kullanılır. Batı dillerindeki gibi uzun ve yorucu dikte çalışması yapılmaz. Bu da Türkçenin başka bir güzelliğidir!
Beyin, harfleri birleştirerek kelimeyi tanıdığından, eklemeli dillere çok uygundur ve Türkçenin eklemeli dil yapısı ile beynin işleyişi örtüşmekte, böylece kelime tanıma, anlama ve okuma becerilerini geliştirip kolaylaştırmaktadır.
Türkçenin kökten türemiş kelimeden yeni sözcük türetme imkânı; okuma yazma öğretimi ve zihinsel sözlük oluşturmayı basitleştirir. İşlek ve anlamlı hecelerin çokluğu, okuma yazma öğretiminde kelime, cümle ve metin üretimini rahatlatır. Eklenen her ses ve hece, anlamı değiştirdiğinden anlamak için dikkat üst düzeye çıkmakta ve göz becerileri de gelişmektedir. Ayrıca Türkçenin zihinsel sözlüğü geliştirmek için uygun bir yapıya sahip olduğu da anlaşılmıştır.
 Türkçe “kurallı” bir dildir. Kök ve eklerde “ses uyumu” bulunan dilimizde 29 ses vardır ve “geniz vokali” yoktur. Bir hece veya kelimede iki ünlü yan yana gelmez. Sondan eklemeli olduğundan kök değişmez. Vurgu daima “sonda” dır. Cümlede asıl unsur sonda bulunur. Türk sentaksının bütün yapısı bu ana kanun üzerinedir.
Bu kurallar, Türkçeyi ezber dili olmaktan çıkarıp bir mantık dili haline getirdiği halde “yıllardır dilimizin yapısına ve beynimizin işleyişine zıt, yöntem ve tekniklerle öğretim yapılmaktadır.”
Eğer, “sözde” birer aydın, bilim adamı, sanatçı veya siyasetçi değilseniz ve eğer bu mümtaz milletin evlatları iseniz bu Türkçe katliamına göz yumamazsınız!



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam19
Toplam Ziyaret77048
Hava Durumu
Anlık
Yarın
17° 4°
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.87653.8921
Euro4.57284.5911