TARİHİ TÜRK YURDU DOĞASI İLE GÜZEL ESKİPAZAR

Mithat UYANIK

ERİVANDAN VAN'A HATIRALARIM. KİNYAS KARTAL.

 

 

'Allah bu milletin evlatlarını birbirine düşüren yabancı güçlere fırsat vermesin. Zafer tattırmasın. Şunun bunun sözüne kanan gençlerimize doğru yolu bulmak nasip eylesin.'


 


Bu ülkede asırlardır aynı tarihin, kültürün ve inancın beşiğinde mayalanarak, bağımsız ve hür olarak yaşayıp bugünlere geldik. Bundan dolayı, aşireti-kökeni-ırkı-dini-mezhebi ne olursa olsun, herkes Türk Milleti’nin eşit ve şerefli evladı olmuştur. Aynı milletin ve milliyetin mensuplarıyız, kimliğimiz de birdir.
Ülkemizi parçalamak ve ele geçirmek isteyen Haçlılar kimliğimizi hedef seçmiştir. Bu, kimlik parçalanırsa; millet de, vatan da, egemenlik de parçalanacak demektir. Bu gerçek bölgemizde yaşanan kanlı olaylarda,  'Büyük Ortadoğu Projesi' ve haritalarında açıkça görülmektedir.
Bu yolda, öz kardeşini katletmeyi kurtuluş zannederek, emperyalistlerle işbirliği  yapanlara, gaflet ve dalalet içinde yüzenlere rahmetli Kinyas Kartal yüreğinden gelen bir çığlıkla sesleniyor.  Dini bütün, vatansever, Türk Milleti’nin şerefli evladı Kinyas Kartal,  1987 yılında hatıralarını ve vasiyetini yazmayı bir görev bilmiş. Biz de, bu asırlık çınarın gizlenen vasiyetini aynen yayımlamayı görev sayıyoruz. Bu hatıratı ve vasiyeti özellikle, kimlik tartışmalarını inatla gündemde tutarak, millet bütünlüğüne karşı din, ırk ve etnik  bilinçlenmeyi  keskinleştirip, ülkenin bir kaosa sürüklenmesine ortam hazırlayanlara ithaf ediyoruz.           
*  Sadi Somuncuoğlu


 


Allah birliğimizi bozmak isteyenlere fırsat vermesin
ÖNSÖZ
Bu kısa risaleyi neden yazdım. Yayın hayatı ile ilgili olmayan Kinyas KARTAL’ın bu tür bir şey yazmış olması beni tanıyan herkesin muhakkak dikkatini çekmiştir. Böyle bir açıklama yapmak benim sadece hakkım değil, aynı zamanda vazifemdi. Emsallerime de aynı uygulamayı tavsiye ederim.
Ben ki, Elhamdülillah 90’ıma merdiven dayadım. Rusya’da Çar’ı, geçiş dönemi yönetimini ve Lenin’i iktidarda gördüm. İran’da Şahlık döneminde bulundum. Türkiyemizde Büyük Atatürk, İnönü, Bayar, Gürsel, Sunay, Korutürk ve nihayet Evren’in Cumhurbaşkanlığı dönemlerini yaşadım ve yaşıyorum. Bu zaman zarfında içeride ve dışarıda birçok olaya şahit oldum. Herhalde gençlerimize söyleyecek bir çift sözüm olacaktır. Milletler evlâtlarını yetiştirirken onlara gelecek için yatırım yapmış olurlar. Benim de acı ve tatlı olaylarla dolu ömrüm ve 15 yıl TBMM’de parlamenterlikten sonra Meclis Başkanlığı görevi ile şereflendirilmem millî iradenin bana yaptığı yatırımdır. Bizim milletimiz asker doğar asker ölür. Asker olarak ölmek demek, son nefeste dahi görev başında olmak demektir. Asker olmak için muhakkak üniformalı olmak da gerekmez. Benim de ömrüm bu büyük milletin uğrunda çeşitli cephelerde savaşarak geçti. Demokrasi mücadelemiz bu safhalardan bir bölümü idi. Şu anda yazmakta olduğum satırlarla da milletimin birlik, beraberlik ve huzur içinde yaşamasına yardımcı olmak istiyorum. Görüldüğü gibi mücadele bitmiyor. Hayat devam ettikçe ve bu mukaddes milletin düşmanları faaliyetlerini sürdürdükçe, bizim de cepheden cepheye koşmamız zaruridir.
Allah bu milletin evlâtlarını birbirine düşüren yabancı güçlere fırsat vermesin, zaferi tattırmasın, şunun bunun sözüne kanan gençlerimizin doğru yolu bulmalarını nasip etsin.


 



Dinim ve milliyetimle her zaman iftihar ettim
Sovyetler Birliği’nde doğdum. Kiev Askeri Lisesi’nde okudum. Bakü’deki Harp Okulu’nu bitirdim. Rusları ve komünistleri asla sevemedim. Sovyetler Milli Mensubu olarak askerlik yapmış olmam dini ve milli duygularıma kesinlikle gölge düşürmedi



Beşinci göbekten dedem Şemdin, Diyarbakır’ın Karacadağ bölgesinde yaşamakta iken, bir olay üzerine Iğdır-Aralık’ın Dil bölgesine yerleşmişler. Ondan sonra gelen kuşaklar sırasıyla Şemdin’in oğlu Mehmet, onun oğlu Nadir, onun oğlu Fethi, onun oğlu Bedir ve onun oğlu da ben Van’a gelinceye kadar hudut değişiklikleri ve olaylara göre Rusya, daha sonra Sovyetler Birliği, İran, Osmanlı İmparatorluğu, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşadık.
Biz Dil bölgesine geldiğimiz zaman bu bölge İran sınırları içerisinde idi. Bu bölge bilâhare Rusların eline geçti. Dil bölgesi Rusların eline geçince halen de Sovyetler Birliği sınırları içerisinde bulunan Tarımkent’te dünyaya geldim. Tahsilime Tarımkent’te başladım. O dönemde Rusların ilk ve orta okulları bir arada idi. Gimnaziye deniyordu. Burayı bitirince ,  babam beni Askerî Lise’ye vermek istedi, imtihanlara Tiflis’te girdim ve kazandım. Ukrayna’nın Kiev şehrinde Askerî Lise’de okumaya başladım. 1918 yılında Askerî Lise’den mezun oldum.


Türkiye’ye gelişim
Biz Diyarbakır bölgesinden göçtükten sonra ,  250-300 yıl geçmiş. Benimle o nesil arasında 5 kuşak geçmiş. Türkiye’ye 1922 yılında geldiğimiz zaman ben 22 yaşındaydım. Bugün 86 yaşındayım, birisi öldü 9 çocuğum ve 21 torunum var. Bildiğim yabancı diller arasında Rusça, Fransızca, biraz Almanca, biraz Arapça vardır ve ayrıca Türkçenin aşiretlerde konuşulan şekli olan Kürtçeyi de bilmekteyim.
Askerlik mesleğini seçişime rahmetli babam sebep olmuştur. Rahmet li gözü açıktı ve beni çok severdi. 'Seni subay yapacağım. Ama süvari olacaksın. Atının nalları gümüş olacak, çivilerini altından vurdurtacağım' derdi. Çok zengindi.
Rus ihtilâli benim Askerî Lise’yi bitirdiğim yıl başladı. O yıllarda Azerbaycan’da bağımsız bir Türk devleti vardı. Ben Bakü’de Harp Okulu’nu bitirip bir yıl da teğmenlik yaptıktan sonra ,  Ruslar Azerbaycan’ı istilâ ettiler. Bana da 'Kızıl Generaller Kursu'na katılmam teklif edildi. Komünist ideolojiyi benimsemediğim için katılmadım. Esasen Ruslarla ve komünistlerle elbirliğinde hiç bulunmadım. Onları hiç tutmadım ve hiç sevmedim.
Komünizm kavgası başlayıp kan gövdeyi götürdüğü dönemde ,  kimin kimden yana olduğu belli değildi. Sürekli cinayetler işleniyor, toplu katliamlar yapılıyordu. Yaranmak için ihbarda bulunanları da ihbar edenler çıkıyordu. Devlet adına kamulaştırmalarda şahısların malları sürekli el değiştiriyordu. Her tarafta yangın, sabotaj, kıtlık ve anarşi vardı. Sefalet had safhaya çıkmıştı.
Bu yıllarda Kiev’den Erivan’a dönmek istedim. Ailem Erivan’da idi. Şüphesiz böyle bir dönemde ailem de beni yanında isterdi. Şartlar bana bu imkânı vermedi. Azerbaycan’ın Bakü şehrinde Harp Okulu’na girdim. Buradaki tahsil hayatım 2 yıl sürdü. 2 yıl sonra Harp Okulu mezunu olmuştum. Mezuniyetten sonra bir süre Bakü’de kaldım. Sovyet Ordusu İran’a giderken ,  ben de birliğimle birlikte İran’a geçtim. Kazbin bölgesinde bir süre kaldım. Bilâhare Sovyet Genelkurmay Başkanlığı’na müracaat ederek Erivan şehrinin Nahçıvan Bölgesi Askerî Komiserliği’ne atanma talebinde bulundum ve orada göreve başladım.


Milliyetim iftiharımdır
Gerek Çar’ın, gerekse Sovyetler Birliği’nin mensubu olarak askerlik yapmış olmam ,  dinî ve millî duygularıma kesinlikle gölge düşürmemiştir. Daima dinim ve milliyetimle iftihar etmiş ve onları en iyi şekilde temsil etmeye çalışmışımdır. O yıllarda ,  şimdi de olduğu gibi Kafkasya’da Müslüman Türk az değildi. Şüphesiz bu insanların gençleri, eğitimlerini tamamlayınca veya meslekleri gereği hayata atılınca, Sovyet sistemi içinde görev alıyorlardı. Ben de bunlardan biri idim.




                                                

 

06/11/2008  02:18

KAYNAK: YENİÇAĞ GAZETESİ    27.10.2009



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam28
Toplam Ziyaret67807
Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 24° 11°
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.56263.5769
Euro3.99524.0112