TARİHİ TÜRK YURDU DOĞASI İLE GÜZEL ESKİPAZAR

Mithat UYANIK

YENİÇAĞ GAZETESİ--TARİHİN IŞIĞINDA.

TARİHİN IŞIĞINDA

Muhiddin NALBANTOĞLU
yenicag@yenicaggazetesi.com.tr
...........................................................
YUNANLILARIN BAŞKUMANDANI ve GENARELLERİ ESİRİMİZDİ
Avrupa`yı kahreden zafer 30 Ağustos
Kahramanların dilinden Türk ordusunun destanı



Başkumandanın Başyaveri Salih Bozok anılarını anlatmaya devam ediyor:
‘.... Tam bu sırada fırka kumandanı Kâzım Paşa savaşta esir edilmiş olan dört Yunan generalini getirdi. Bu generaller, bir gün evvel Başkumandan Paşanın esir edilmelerini telefonla Kemaleddin Sami Paşa’ya emir buyurdukları kolordu kumandanları idi.

Yunan generallerinin hayreti
Gazi Paşa generallerle görüşerek icap eden malûmatı aldı. Generallerden birisi kendilerine sorulan suallerin tamamlanmasından sonra, kiminle teşerrüf etmekte (- şereflenmekte) olduğunu sordu:
-  Mustafa Kemal Paşadır! dedik. Hayretle gözlerini açtı, inanmak  istemiyordu.  Sualini tekrarladı:
-  Fakat bu Mustafa  Kemal Paşa, bizim  bildiğimiz Mareşal  Mustafa  Kemal midir?  dedi.  Görüştüğü zatın hakikaten Başkumandan Mustafa Kemal  Paşa olduğunu  öğrendikten sonra:
-  Dün burada mıydı? diye sordu.
-  Başkumandanlık Meydan Savaşını bizzat kendisi idare etmiştir, cevabını verdik.  Düşman generali bir süre sustu. Sonra bakışlarını hürmet ve takdirle Gazi Paşa’ya çevirdi ve dudaklarından şu sözler döküldü:
-  Zafer, galibiyet, şeref ve bu topraklar... Her şey sizin  hakkınızdır.  Bizim Haci Anesti İzmir’den  kıpırdanamadı.
Ertesi günü ben Büyük Millet Meclisi başkanlığına savaşlar ve cereyan eden durum hakkında telgrafla malûmat vermek üzere Gazi Paşa hazretlerinin emirleri mucibince Dumlupınar’dan Afyon’a henüz telgraf hattı tesis edilmediğinden Bolvadin’e gitmeye mecbur oldum.
Gazi esir Yunan Başkumandanını nasıl kabul etti?
İşimi bitirdikten sonra Afyon’a döndüğüm zaman Gazi Paşa’nın istirdat edilen (-kurtarılan) Uşak’ı teşrif ettiklerini (-şeref verdiklerini) ve kendilerine orada mülâki olmaklığımı emir zabiti (Siirt meb’usu) Mahmut Bey telefonla bildirdi. Ertesi günü Uşak’ta karargâha iltihak ettiğim zaman Yunan başkumandanı General Trikopis ile General Diyonis’in esir edilmiş olduklarını öğrendim.
Esir düşmüş başkumandanla general arkadaşı o gün Mustafa Kemal Paşa hazretlerinin yanına  getirildiler. İsmet Paşa ile birinci ordu kumandanı da beraber gelmişlerdi.
Gazi Paşa hazretleri esir generalleri ayakta karşıladı. Kendilerine yer gösterdi, birer çay ısmarladı, sonra Trikopis’e sordu:
-  Bu iş nasıl oldu?
Trikopis iki ellini yanlarına doğru açarken başını önüne eğdi. Vaziyetinden bu akıbeti mukadderattan ziyade (-kaderden çok) aciz ve zaafa hamletmek istediği anlaşılıyordu.
Gazi kendisini teselli etti:
-  Üzerinize düşen vazifeyi ifa ettiğinize kailseniz müsterih olunuz. En büyük kumandanlar için de esaret mukadder olabilir.
Trikopis verdiği cevapta bazı kusurları Diyonis’e atfettikten sonra topçularımızın mükemmeliyetinden, iki telsizleri olduğu halde birinin evvelce bozulup İzmir’e gönderildiğinden, diğerinin topçu ateşimizle tahrip edildiğinden bahsetti ve çaresizlikler içinde kaldığını ve hattâ bir gün evvel kendi yaverinin dahi yanından ayrıldığını söyledi.
Trikopis yapacak yalnız bir şey kaldığını fakat yapamadığını ilâve etti. Esir başkumandan intihar arzusunda olduğunu imâ ediyordu! Gazi paşa:
-  Kendi vicdanına muhavvel (-yüklenmiş) bir keyfiyettir, ona biz karışamayız!.. Dedikten sonra İsmet Paşa’ya:
-   Kumandanlar zannedersem istirahate muhtaçtırlar, dedi.
Trikopis çıkacağı sırada, Gazi Paşa’dan gördüğü fevkalâde nezaketten cesaret alarak, İstanbul’da bulunan ailesinin sıhhatinden haberdar edilmesini rica etti. Gazi Paşa, adresinin alınmasını ve Hilâliahmer vasıtasiyle ricasının isafını (-yapılmasını) emir buyurdular.
Başkumandanlık Savaşından sonra İzmir’in istirdadına (-kurtuluşuna) kadar hemen hiçbir yerde şayanı dikkat (-önemli) çarpışmalar olmamıştır. Birkaç gün içerisinde İzmir’e girmek müyesser (-nasib) oldu. Afyon’da halkın halaskarlara (-kurtarıcılara) karşı tezahüratını bilvesile söyledim. Bu tezahürat Akdeniz kıyısına kadar yollarda mütezayit (-devamlı ve kesintisiz) bir alâka ve şiddetle devam etti.

Cepteki fotoğrafın verdiği müjde
‘Armutlu’isminde bir köyden geçerken ora ahalisi askeri seyretmek için yol kenarına çıkmışlardı. Yanık bakraçları, kırık destiler ile de geçen askerlere su veriyorlardı.
Bunların önünden geçerken, arabalara ve hayvanlara rastgeldiğimiz için yol vermek ve yolun açılmasını beklemek üzere otomobili durdurmuştuk.
Gazi Paşa bir sigara yakmak üzere toz gözlüğünü gözünden kaldırdığı zaman köylüler arasında yaşlıca bir adam, anî bir hareketle kalabalığın arasından ayrıldı. Otomobile yaklaştı.
İhtiyar köylü bir müddet Gazi’nin yüzüne baktıktan sonra elini koynuna soktu ve çıkardığı kartpostalı avucu içinde saklayarak otomobilin basamağına bastı. Olanca dikkatimle ihtiyarı tetkik ediyordum. İhtiyar bir karta, bir de Paşanın yüzüne baktıktan sonra sağ elinin şahadet parmağını evvela karta sonra Paşa’ya tevcih etti ve:
-   Bu   sensin! diye bağırdı ve müteakiben köylülere döndü:
-   Arkadaşlar,  Mustafa  Kemaldir! dedi. Bunu işiten köylüler, kadın, erkek ellerindeki   destileri, bakraçları atarak her taraftan otomobile girdiler. Gözyaşları dökerek Paşa’nın kalpağını, omuzunu öptüler, Paşa’nın ayağındaki tozları sürme gibi gözlerine çekenler vardı.
Köylünün elindeki kart kim bilir ne zamandan beri ve ne müşkülâtla sakladığı Paşa’nın bir fotoğrafisi idi.
Köylüleri Paşa’nın etrafından ayırmak müşkül olduğu için, şoföre, naçar motoru işletmesini söyledim. Motor işleyince mecburen ayrıldılar. Hareket ettik, fakat sesleri hâlâ bizimle beraber geliyordu:
- Yaşa  Paşamız...Namusumuzu, hayatımızı kurtardın, hepimiz sana kurban olalım.
Yunanlılar tarafından hâk ile yeksan edilmiş ve yakılıp yıkılmış olan bu havaliden geçtiğimiz sırada karşılaştığımız bu samimî tezahürat bizi her defasında ağlatmıştır. Halkın böyle heyecanla icra ettikleri candan tezahürat arasında istirdat edilen (-kurtarılan) köylerden ve kasabalardan geçerek Nif’e geldik.
Nif’e akşam üzeri vâsıl olmuştuk. Gazi Paşa, buradan İzmir’in kaç kilometre mesafede olduğunu sordu. Nifliler İzmir’den 25, 30 kilometre uzakta olduğumuzu söylediler. Başkumandan Paşa civarda bir tepeden İzmir’i temaşa (-gözetlemek) mümkün olup olmadığını sual etti. Belkahve denilen mahalden (-yerden) İzmir’in göründüğü cevabını  verdiler.

YARIN ‘YUNAN ORDULARI
BAŞKUMANDANINI NASIL ESİR ALDIM’

 



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam17
Toplam Ziyaret68940
Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 31° 14°
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.49753.5116
Euro3.90723.9229